The Bookshop (2017)

 


The Bookshop (2017):

 Sessiz Direnişin, Kitabın ve Yalnızlığın Filmi

1) Giriş: Bir Kitapçı Açmak Neden Bu Kadar Büyük Bir Şey?

The Bookshop, yüzeyde küçük bir kasabada geçen sade bir hikâye gibi görünür. Ancak filmin asıl gücü, “küçük” olanın nasıl büyük bir çatışmaya dönüşebildiğini göstermesinde yatar. Bir kitapçı açmak; sadece raflara kitap koymak değil, aynı zamanda bir kasabanın kültürel alışkanlıklarına, sınıfsal düzenine ve yerleşik çıkar ilişkilerine dokunmaktır.

Bu film, sakin anlatımıyla izleyiciye şunu fısıldar:
Bazı insanlar gürültüyle değil, kararlılıkla mücadele eder.


2) Konu ve Atmosfer: Sakinlik İçinde Gerilim

Filmin başkarakteri Florence Green, yaşadığı kayıpların ardından kendi hayatını yeniden kurmak ister ve bir sahil kasabasında kitapçı açmaya karar verir. Ancak bu karar, kasabada görünmeyen bir “düzen”e çarpar.

Film boyunca büyük kavgalar, yüksek sesli sahneler yoktur. Bunun yerine daha ağır bir şey vardır:

  • dışlama

  • manipülasyon

  • imaj politikası

  • “sen burada olmamalısın” duygusu

Bu atmosfer, filmin dramatik etkisini büyütür. Çünkü izleyici, kötülüğün çoğu zaman “sert” değil; kibar, soğuk ve sistemli olabildiğini görür.


3) Kitap Bir Nesne Değildir: Bilgi ve Özgürlük Tehdidi

Florence’ın kitapçı açması bazılarını rahatsız eder; çünkü kitap, yalnızca bir ürün değil, düşünceyi taşıyan bir araçtır. Kitapçı ise bu düşüncenin kamusal alandaki kapısıdır.

Bu noktada film, edebiyatı romantize etmeden çok net bir mesaj verir:
📌 Okuma kültürü, bir “özgürleşme” ihtimali doğurur.
Ve özgürleşme ihtimali, çıkar düzenleri için her zaman risklidir.

Florence’ın kitapçısında özellikle Fahrenheit 451 gibi eserlerin öne çıkması, filmin alt metnini güçlendirir:
Toplumun “kültürle” temas ettiği her yer aynı zamanda bir politik alandır.


4) Yalnızlık ve Direnç: Kahramanlık Büyük Sözlerle Gelmez

Florence karakteri bir “klasik kahraman” gibi yazılmaz. O, kusursuz bir kurtarıcı değil; kırılgan, zaman zaman yalnız, çoğu zaman da yorgundur.
Ama işte film bu yüzden gerçekçidir.

Florence’ın direnişi bir slogan değil, bir eylem biçimidir:

  • dükkânı açmak

  • kapıyı açık tutmak

  • geri adım atmamak

  • “ben buradayım” diyebilmek

Bu, modern hayatın en çok unuttuğu bir şeydir:
İnsanın kendi hayatını kurması da bir direniştir.


5) Güç İlişkileri ve “Nazik” Şiddet

Filmdeki çatışma sadece kişiler arası değildir; aslında bir sınıf ve güç çatışmasıdır. Kasabanın saygın figürleri, Florence’ı doğrudan saldırıyla değil, “kurallar” ve “gelenek” adı altında sıkıştırır.

Burada karşımıza sosyolojik bir gerçek çıkar:
Toplumsal düzen çoğu zaman açık zorbalıkla değil, meşru görünen baskılarla korunur.

Florence’a yapılanlar, modern dünyada sık gördüğümüz bir yapıyı anlatır:

  • iyi niyetli birinin sistem içinde öğütülmesi

  • yalnız bırakılarak zayıflatılması

  • itibarsızlaştırma ile kontrol edilmesi

Bu yüzden film, sadece “kitapçı” filmi değil; aynı zamanda hayatta kalma ve alan açma filmidir.


6) Sonuç: Bir Kasaba, Bir Kadın ve Bir Umut Kapısı

The Bookshop, sade bir sinema diliyle çok derin bir meseleye dokunur:
Kültür, eşit dağıtılan bir şey değildir.
Bazen kültür; mücadeleyle, bedel ödeyerek, yalnız kalarak var edilir.

Filmin finali, izleyicide bir sızı bırakır. Ama bu sızı kıymetlidir. Çünkü film “her şey güzel biter” yalanını değil, gerçeği seçer. Ve yine de umudu tamamen öldürmez.

Çünkü kitaplar, insanlar kaybetse bile yaşamaya devam eder.
Bir fikir kapısı açıldı mı, kapanması kolay değildir.


APA 7 Kaynakça

Bradbury, R. (1953). Fahrenheit 451. Ballantine Books.

Coixet, I. (Director). (2017). The bookshop [Film]. Diaphana Distribution; Green Films; A Contracorriente Films.

Fitzgerald, P. (1978). The bookshop. Gerald Duckworth & Co.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Polyushka Polye: Sovyetler Birliği'nin Unutulmaz Marşı

Fotoğraf Makinesinin Teknik Yapısı ve Çalışma Prensibi

Göz Takibi Teknolojisi: Erişilebilirlikte Yeni Bir Dönem