Suskunluğun Dili: Anton Çehov’da Duygunun En Saf Hâli
Suskunluğun Dili: Anton Çehov’da Duygunun En Saf Hâli
“Mutluluğun ya da üzüntünün asıl anlatımı konuşma değil, suskunluktur.”
— Anton Çehov
İnsan, duygularını anlatmak için kelimelere başvurur; ancak her kelime, anlamı eksiltir. Çehov’un bu cümlesi, edebiyatın en kadim paradokslarından birine işaret eder: En derin duygular, en az söylenenlerdir. Mutluluk da üzüntü de çoğu zaman konuşarak değil, susarak var olur. Çünkü kelimeler, duygunun tamamını taşıyabilecek kadar geniş değildir.
Suskunluk Bir Eksiklik Değil, Yoğunluktur
Çehov’un öykülerinde suskunluk, boşluk değildir; aksine yoğunlaşmış bir anlam alanıdır. Karakterler çoğu zaman hissettiklerini dile getirmezler. Masanın üzerindeki bir fincan, pencereden bakan bir çift göz ya da yarım bırakılmış bir cümle, duygunun tamamını taşır. Bu yaklaşım, suskunluğu bir yoksunluk değil, bilinçli bir anlatım tercihi hâline getirir.
Edebî bağlamda suskunluk, okuru edilgen olmaktan çıkarır. Okur, söylenmeyeni tamamlamak zorunda kalır. Böylece metin, yazarla okur arasında sessiz bir ortaklığa dönüşür. Çehov’un anlatım gücü tam da burada ortaya çıkar: Anlam, metinde değil, metnin bıraktığı boşluklarda şekillenir.
Mutluluk ve Üzüntünün Ortak Noktası
Çehov’un ifadesinde dikkat çekici olan bir diğer unsur, mutluluk ve üzüntünün aynı düzlemde ele alınmasıdır. İki zıt duygu, aynı anlatım biçimine—suskunluğa—emanet edilir. Çünkü hem büyük sevinç hem de derin keder, dile getirildiğinde sıradanlaşma riski taşır. İnsan, en mutlu anında da en üzgün anında da konuşmaktan çok susmayı seçer; zira kelimeler, duygunun ağırlığını taşıyamaz.
Bu durum, modern edebiyatın temel eğilimlerinden biriyle örtüşür: Göstererek anlatmak. Çehov, duyguyu tanımlamaz; onu yaşatır. Okur, karakterin ne hissettiğini öğrenmez, hisseder.
Sessizlik: En Dürüst Cümle
“Bazı duygular kelimelerden büyüktür.” ifadesi, Çehov’un edebî felsefesinin özeti gibidir. Sessizlik, süslenmez; abartılmaz; yalan söylemez. Bu nedenle en dürüst anlatım biçimidir. Konuşma, çoğu zaman kendimizi ikna etme çabasıdır; suskunluk ise gerçeğin olduğu hâliyle kabulüdür.
Çehov’un suskunluğu, bağırmaz ama yankılanır. Zamanla büyür, okurun zihninde derinleşir. Bu yüzden onun metinleri, okunduktan sonra bitmez; sessizce devam eder.
Sonuç
Anton Çehov’un suskunluğa yüklediği anlam, edebiyatın sınırlarını genişletir. Konuşmanın hâkim olduğu bir dünyada, sessizliğin de bir dili olduğunu hatırlatır. Mutluluğun ve üzüntünün en sahici hâli, çoğu zaman söylenmeyenlerde saklıdır. Ve edebiyat, tam da bu suskunluğun izini sürdüğünde kalıcı olur.
Kaynakça (APA 7)
Çehov, A. (2005). Bütün öyküler (Cilt 1–2). (Çev. Ataol Behramoğlu). İstanbul: Can Yayınları.
Çehov, A. (2010). Altıncı koğuş ve diğer öyküler. İstanbul: İletişim Yayınları.
Eagleton, T. (2014). Edebiyat kuramı: Bir giriş (Çev. Tuncay Birkan). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Ricoeur, P. (2007). Yorumların çatışması (Çev. Mehmet Rifat). İstanbul: Metis Yayınları.
Shklovsky, V. (1990). Art as technique. In L. T. Lemon & M. J. Reis (Eds.), Russian formalist criticism (pp. 3–24). Lincoln: University of Nebraska Press.
Yorumlar
Yorum Gönder